Flaş Haber :
Hava Durumu

ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ ÖNERİSİ’NİN TAM METNİ

28 Kasım 2022
0 Haber Yorum
İŞTE ALTI SİYASİ PARTİNİN GÜÇLENDİRİLMİŞ PARLAMENTER SİSTEM ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ ÖNERİSİ’NİN TAM METNİ

Altı siyasi partinin Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Anayasa Değişikliği Önerisi kamuoyuna tanıtıldı. Önerinin “Genel Gerekçe” bölümünde, “Bu anayasa değişikliğinin amacı, Türkiye’de yönetimde keyfiliğe yol açan, anayasal hak ve hürriyetleri güvencesiz bırakan, hukuk devleti mekanizmalarının tamamını aşındıran Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini yürürlükten kaldırmak ve Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçişi sağlamaktır” ifadeleri kullanıldı.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Anayasa Değişikliği Önerisi bugün açıklandı. Ankara’daki tanıtım toplantısına; CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ve Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal katıldı.

Öneri ile ilgili sunumu ise CHP Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek, İYİ Parti Genel Sekreteri Uğur Poyraz, DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Yeneroğlu, Gelecek Parti Genel Başkan Yardımcısı Serap Yazıcı, Demokrat Parti Genel Sekreteri Serhan Yücel ve Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kaya yaptı

İŞTE TAM METİN:

ÖNSÖZ

Bugün demokrasi tarihimiz açısından önemli bir gün!

Bizler, 150 yıllık Anayasa geleneğimizde yeni bir sayfa açmanın heyecanı ve gururu içerisindeyiz.

Yarının Türkiye’sini inşa etmek için toplumu en geniş yelpazede temsil eden altı siyasi parti olarak, demokrasi tarihimizde bir ilki gerçekleştiriyor ve büyük bir adım atarak tam bir mutabakata vardığımız “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Anayasa Değişikliği Önerisi”ni milletimizin takdirine sunuyoruz.

Anayasa değişikliği önerimiz, bir toplumsal sözleşme taslağıdır. Bu niteliğine uygun olarak değişiklik önerilerimizi, demokrasinin asli gereği olan çoğulculuk ve uzlaşma ilkeleri doğrultusunda toplumun tüm kesimleri ile müzakere ettikten sonra seçimlerin hemen ardından Türkiye Büyük Millet Meclisine sunacağız.

Bizler, demokratik hukuk devletini temelinden zedeleyen ve millet egemenliğini tek bir kişinin iradesine hapsederek kural tanımaz bir keyfiliğe yol açan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine karşı çıktığımız gibi geçmişte uygulanan parlamenter sistemin yanlışlarını ve dar kalıplarını da reddediyoruz.

Reform önerimizle; geçmişe dönmeyi değil, geçmişin tecrübelerinden istifade ederek istikrarsızlığa ve vesayetçi uygulamalara imkân vermeden, Türkiye Cumhuriyeti’nin köklü devlet ve Cumhuriyet tecrübesinin demokrasi ile taçlandırıldığı bir sistem hedefliyoruz.

1982 Anayasasının 84 maddesinde ve 9 bölüm başlığı, alt başlık ve madde başlığında yaptığımız değişiklik önerilerimizle, etkin ve katılımcı bir yasama; istikrarlı, şeffaf ve hesap verebilir bir yürütme; bağımsız ve tarafsız bir yargı; kurumsal kültürün hâkim olduğu bir kamu yönetimi ile kuvvetler ayrılığının tesis edildiği güçlü, özgürlükçü, demokratik, adil bir sistem inşa etme kararlılığı içindeyiz.

Amacımız, tüm farklılıklarımızla beraber “biz” düşüncesi ile hareket ederek kapsayıcı, kuşatıcı, temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alındığı, bireylerin eşit ve özgür vatandaşlar olarak düşüncelerini özgürce ifade edebildiği ve istediği gibi yaşayabildiği özgürlükçü demokratik bir Türkiye’dir.

Bu inanç ve kararlılıkla, Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Anayasa Değişikliği Önerimizi tüm milletimize ve gelecek nesillere huzur ve barış getirmesi ümidiyle hayata geçirmeyi taahhüt ediyoruz.

 

GENEL GEREKÇE

 

Bu anayasa değişikliğinin amacı, Türkiye’de yönetimde keyfiliğe yol açan, anayasal hak ve hürriyetleri güvencesiz bırakan, hukuk devleti mekanizmalarının tamamını aşındıran Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini yürürlükten kaldırmak ve Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçişi sağlamaktır.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, yürütme gücünün tamamını Cumhurbaşkanına sunmak yanında yasama organını zayıflatmış; yargının kontrolünü Cumhurbaşkanına sunmuştur. Böylece devletin birbirinden ayrı olması ve birbirini denetlemesi gereken üç temel fonksiyonunu tek bir kişinin iradesine bağlı hale getiren Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, hukuk devletinin aşınmasına, anayasal hak ve hürriyetlerin tamamının güvencesiz kalmasına yol açmıştır. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin yürürlükten kaldırılarak Kanun-i Esasi’nin kabulünden bu yana benimsenen ve yerleşen parlamenter geleneğe uygun olarak Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçilmesi bu sisteminin siyasi ve sosyal hayatımızda açtığı hasarları aşma yolunda önemli bir adımdır. Ancak kurulacak yeni sistemin parlamentarizmin herhangi bir modeli olmadığını, Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem olduğunu özellikle vurgulamak gerekir.

Önerimiz, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin etkisiz kıldığı yasama organının yetkilerini iade ederek bu organı, Milli Mücadele yıllarından itibaren devlet ve toplum hayatımızda sahip olduğu güce ve itibara kavuşturmayı amaçlamaktadır.

Bu amaçla önerimiz, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kabul ettiği kanunlar üzerinde Cumhurbaşkanına tanınan veto yetkisini sona erdirecektir. Böylece Cumhurbaşkanı, Meclisin kabul ettiği kanunları, evvelce olduğu gibi bir defaya mahsus olmak üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne iade edecektir. Meclis iade edilen kanunu, dilerse basit çoğunlukla aynen kabul edebilecektir.

Öte yandan önerimiz, yasama organına meclis soruşturması ve gensoru gibi hükümeti denetim yetkilerini tanımakta; parlamentonun hükümeti denetim vasıtaları arasında yer alan sözlü soru yetkisi yeniden düzenlenmektedir. Gensoru mekanizmasını hükümet istikrarını korumak amacıyla yapıcı güvensizlik oyuyla birleştirmektedir. Böylece hükümeti gensoru yoluyla düşürmekte birleşen parlamento çoğunluğu, yeni hükümetin kurulmasını sağlamadıkça görevdeki hükümetin hukukî varlığını sona erdiremeyecektir.

Diğer taraftan, Başbakan ve bakanlar gibi hükümet aktörlerinin görevleriyle ilgili suçlarından dolayı hesap verir kılınmalarını sağlayan meclis soruşturması, uygulanabilir, etkili bir mekanizmaya dönüştürülecektir.

Bütün bunlara ek olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin elinden alınmış olan bütçeyi kabul yetkisi, bu yetkinin asıl sahibi olan Meclise iade edilecektir. Böylece hükümetlerin hazırladıkları bütçe kanun teklifleri Meclis tarafından kabul edilmedikçe yürürlüğe giremeyecektir. Öte yandan hükümetlerin politikalarını Bütçe Kanununun sınırlarına uygun olarak yürütmelerini sağlamak amacıyla Kesinhesap Kanunu etkili bir denetim aracı haline getirilecektir.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle yaratılan tek başlı yürütme modeline son verilerek yürütme organının Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulundan oluşması sağlanacaktır. Devletin başı sıfatıyla temsili görev ve yetkilere sahip Cumhurbaşkanının; tek başına yapabileceği işlemleri dışındaki bütün kararları, Başbakan ve ilgili bakanın karşı-imzasına tâbi kılınacaktır. Öte yandan Cumhurbaşkanlığına seçilen kişinin bir partiye mensup olması halinde göreve başlamadan önce partisiyle ilişiğinin kesilmesi sağlanacaktır. Böylece Cumhurbaşkanının tarafsızlığı garanti edilecektir.

Yürütme alanındaki asıl yetkiler, parlamentarizmin doğasına uygun olarak Bakanlar Kuruluna ait olacaktır. Bakanlar Kurulu, izlediği politikalardan dolayı parlamentoya karşı kolektif olarak sorumlu kılınabilecektir. Ayrıca her bakan, emri altındaki işlerden dolayı bireysel olarak da parlamentoya karşı sorumlu kılınabilecektir.

Hükümet politikaları, kolektif bir organ olan Bakanlar Kurulunda müzakere, diyalog ve uzlaşmayla belirlenecek; böylece bu politikaların akılcı ve bilimsel temellere dayanması sağlanacaktır. Bu, yürütme organının kişiselleşmesini, keyfileşmesini, akıldışı politikalara yönelerek toplumu krizlere sürüklemesini önleyecek önemli bir faktör olacaktır.

Önerimiz, sadece bir hükümet sistemi değişikliğinden ibaret değildir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi altında bağımsızlığını kaybederek hukukun üstünlüğünün güvencesi olmaktan uzaklaşan yargı organı, gerçek bir hukuk devletinin gerektirdiği bağımsızlığına kavuşturulacaktır. Böylece yargı organı, Anayasanın ve hukukun üstünlüğünün teminatı haline gelerek vatandaşların anayasal hürriyetlerinin garantisi olma işlevini yerine getirebilecektir. Bu sayede vatandaşlar, geleceğe güvenle bakabilecekleri huzurlu bir ortama kavuşacaklardır.

Yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını sağlamak amacıyla yargı mensuplarının bireysel bağımsızlıklarıyla yargı kuruluşlarının kurumsal bağımsızlıklarını garanti eden yenilikler getirilmektedir. Yargı mensuplarının bireysel bağımsızlıklarının güvencesi olarak Hâkimler ve Savcılar Kurulu, iki ayrı organ olarak düzenlenmiştir. Böylece hâkimlerin özlük hakları konusunda karar verme yetkisi Hâkimler Kurulu’na, savcıların özlük hakları konusunda karar verme yetkisi Savcılar Kurulu’na tanınmıştır. Her iki organın da üye kompozisyonları ve üyelerinin seçiminde izlenen yöntem, bu organların özerkliğini garanti edecek şekilde düzenlenmiştir. Öte yandan bu iki organın da demokratik meşruiyet esasına dayanması sağlanmıştır.

Yargılama sürecinin temel unsurlarından biri olan savunma makamı, ilk defa, bir anayasa hükmüyle düzenlenerek bu makamın iddia makamıyla eşit bir statüye kavuşturulması sağlanmıştır. Bu yenilik, hukuk devletinin temel unsurlarından olan adil yargılanma hakkının ve bu hakkın bir parçası olan silahların eşitliği ilkesinin garanti edilmesini sağlayacaktır. Bu çerçevede Türkiye Barolar Birliği’nin özerk bir kuruluş olması da sağlanarak savunma makamı güçlendirilmiş; avukatlık mesleğine sahip olması gereken itibar kazandırılmıştır.

Anayasanın ve hukukun üstünlüğünün garantisi olan Anayasa Mahkemesi’nin üye kompozisyonu, üyelerinin seçiminde izlenen yöntem, çalışma usulleri, sahip olduğu yetkiler yeniden düzenlenmiş; böylece Yüksek Mahkemenin kararlarının etkinliği güçlendirilmiştir. Bu maksatla Anayasa Mahkemesi’nin üye sayısı, ağır iş yükü de dikkate alınarak arttırılmış; halen iki daire ve bir Genel Kurul halinde çalışan Mahkemenin dört daire ve bir Genel Kurul halinde çalışması öngörülmüştür.

Anayasanın ve hukukun üstünlüğünü garanti etmek amacıyla hiçbir yasama tasarrufuna yargı bağışıklığı tanınmamıştır. Böylece organik ve fonksiyonel bakımdan yasama işlemi niteliğindeki tüm işlemlerin, Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenmesi öngörülmüştür. Bireysel başvuruların alanı, sosyal hakları da kapsayacak biçimde genişletilmiştir. Bireysel başvuruların temelindeki hak ihlâllerinin, Anayasa Mahkemesi’nin denetimine tâbi bir normun hukuka aykırılığından kaynaklanması halinde Yüksek Mahkeme’ye bu normu denetleme yetkisi de tanınmıştır.

Anayasa Mahkemesi’nin halen mevcut olan yetkilerine ek olarak Yüksek Mahkeme’ye yasama, yürütme ve yargı organlarının birbirlerinin alanına müdahale eden işlemleri nedeniyle yapılacak başvuruları da inceleme ve karara bağlama yetkisi tanınmıştır.

Yüksek Seçim Kurulu, yerine getirdiği işleve uygun olarak Anayasamızın yüksek mahkemeleri düzenleyen bölümüne aktarılmış; iki daire ve bir Genel Kurul halinde çalışması öngörülmüştür. Böylece dairelerin alacağı kararlar, itiraz denetimine tâbi kılınmıştır. Daha da önemlisi, Yüksek Seçim Kurulu’nun seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarına ilişkin verdiği kararların, Anayasa Mahkemesi’ne yapılacak bireysel başvurulara konu olması sağlanmıştır. Böylece seçim sürecinin hukuka uygunluğu teşvik edilmiştir.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçiş önerisi, aynı zamanda, anayasal hakların alanını genişleten, bunların güvencelerini güçlendiren yenilikleri de içermektedir. Bu çerçevede, Anayasamızın 12. maddesinin başlığı “İnsan onuru, temel hak ve hürriyetlerin niteliği ve bütünlüğü” şeklinde değiştirilmiş, maddenin ilk fıkrasına insan onurunun dokunulmaz olduğu ve Anayasa düzeninin temelini oluşturduğu hükmü eklenmiştir. Böylece Anayasamızın insan onurunu esas alan bir bakış açısı kazanması sağlanmıştır.

Öte yandan, 13. maddeye “Hürriyet esas, sınırlama istisnadır. Tereddüt halinde yorum hürriyet lehine yapılır.” hükmü eklenerek anayasa düzenine hürriyetçi bir felsefenin hâkim olması amaçlanmıştır. Benzer şekilde, demokratik bir anayasa düzeninin olmazsa olmazı olan ifade hürriyetiyle bu hürriyetten doğan basın hürriyeti gibi hürriyetler daha güçlü güvencelere kavuşturulmuştur.

Aynı çerçevede siyasi partilerin ifade ve örgütlenme hürriyetleri, daha güçlü garantilere kavuşturularak siyasi partilerin keyfî gerekçelerle kapatılmalarını önleyecek etkili hükümler getirilmiştir. Siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin hükümler, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları ve Venedik Komisyonu raporları gibi Avrupa Konseyi standartları ışığında, çoğulcu demokrasinin güvencesini oluşturacak biçimde yeniden düzenlenmiştir.

Anayasal hürriyetleri daha güvenceli hale getiren yeniliklerin tamamında Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası andlaşmaların gerekleri dikkate alınmıştır. Bu bağlamda Türkiye’nin taraf olduğu temel hak ve hürriyetlere ilişkin milletlerarası andlaşmaların kanunların üzerinde olduğunu kabul eden 2004 Anayasa değişikliğini yaptırıma bağlayan ve güçlendiren yenilikler önerilmiştir. Bu çerçevede Türkiye’nin taraf olduğu temel hak ve hürriyetlere ilişkin milletlerarası andlaşmalar, kanunların Anayasaya uygunluk denetiminde başvurulacak ölçü normlara dâhil edilmiştir.

Önerimiz, seçimleri takiben Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bir Anayasa Değişikliği Teklifine dönüştüğü ve kabul edilerek yürürlüğe girdiği takdirde Türkiye, Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçerek Anayasamızın 2. maddesinde hükme bağlandığı gibi insan haklarına saygılı, demokratik, lâik, sosyal bir hukuk devleti olabilecektir. 

 

YÜRÜRLÜKTEKİ METİN

VIII. Yürütme yetkisi ve görevi

Madde 8 – Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı (...) tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir.

 

ÖNERİ

VIII. Yürütme görevi

Madde 8 – Yürütme görevi, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak yerine getirilir.

 

Madde Gerekçesi

Madde 8

Yürütmeyi tanımlayan 8. maddenin içerdiği yetki kavramı metinden çıkarılmış; yürütme sadece görev kavramıyla tanımlanmıştır. Bu değişikliğin nedeni, yürütmeyi düzenleyen hükümlerde idarenin kanuniliği ilkesinin esas alınması, yürütme ve idareye doğrudan doğruya Anayasadan kaynaklanan herhangi bir aslî yetkinin tanınmamasıdır. Yürütme ve idarenin harekete geçebilmesi için önce Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kanunî düzenleme yapması zorunludur. Böylece hem Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin güçlenmesi sağlanmakta hem de yürütmenin türevselliği ilkesi korunmaktadır.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Mutabakat Metnine uygun olarak yürütme, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulundan oluşacağı için 8. maddeye “ve Bakanlar Kurulu” ifadesi ilave edilmiştir.

 

YÜRÜRLÜKTEKİ METİN

İKİNCİ KISIM

TEMEL HAKLAR VE ÖDEVLER

 

ÖNERİ

İKİNCİ KISIM

TEMEL HAKLAR VE HÜRRİYETLER

 

Madde Gerekçesi

İkinci Kısım

Anayasamızın ikinci kısmının başlığı, “Temel Haklar ve Ödevler” şeklindeydi. Buradaki “ödev” kelimesi çıkarılmış; yerine “hürriyetler” kelimesi getirilmiştir. Bu değişiklik, Anayasamıza daha hürriyetçi bir felsefe kazandırmayı amaçlamaktadır. Çünkü hürriyetlerin ödev kavramıyla sınırlanması, otoriter bir anayasacılık anlayışının eseridir.

 

YÜRÜRLÜKTEKİ METİN

  1. Temel hak ve hürriyetlerin niteliği

Madde 12 – Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir.

Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder.

 

ÖNERİ

İnsan onuru, temel hak ve hürriyetlerin niteliği ve bütünlüğü

Madde 12 – İnsan onuru dokunulmazdır ve anayasal düzenin temelidir. Devlet, insan onuruna saygı göstermek ve onu korumakla yükümlüdür.

Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir.

Temel hak ve hürriyetler bir bütündür, birbirini tamamlar ve yasama, yürütme ve yargı organlarını bağlar.

Devlet, temel hak ve hürriyetlerden herkesin etkili biçimde yararlanmasını sağlayacak her türlü düzenlemeyi yapmak, tedbiri almak ve ihlalini önlemekle yükümlüdür.

 

Madde Gerekçesi

Madde 12

Anayasamızın 12. maddesinin başlığı “İnsan onuru, temel hak ve hürriyetlerin niteliği ve bütünlüğü” şeklinde değiştirilmiştir. Böylece Anayasamızın insan onurunu esas alan bir bakış açısı kazanması sağlanmıştır. Bu değişiklikle yasama, yürütme ve yargı organlarıyla bütün idarî makamların, anayasal görevlerini yerine getirirken ve yetkilerini kullanırken insan onurunu esas almaları amaçlanmıştır.

Madde başlığına “temel hak ve hürriyetlerin bütünlüğü” ifadesinin eklenmesi, devlete farklı ödevler yükleyen, bireylere farklı talep hakları sunan tüm hakların tanındığını göstermektedir. Böylece anayasa koyucu, devletin kimi haklar karşısında yapmama ödevini, kimi haklar karşısında ise yapma ödevini üstleneceğini beyan etmiştir. Bu değişiklik, aynı zamanda, bireylerin karar alma süreçlerine katılmasını sağlayan haklara da sahip olduğu anlamına gelmektedir. Nihayet temel hakların bütünlüğü ifadesi, anayasal gelişmelerin bütün aşamalarında ortaya çıkan hakların tamamının bireylere sunulduğunu göstermektedir. Bu bağlamda çevre hakkı gibi, en yeni hakların tanındığı da anlaşılmaktadır.

  1. maddenin ilk fıkrasına, insan onurunun dokunulmaz olduğu ve Anayasa düzeninin temelini oluşturduğu anlamına gelen bir hüküm eklenmiştir. Öte yandan devletin temel işlevinin insan onurunu korumak ve ona saygı göstermek olduğu ifade edilmiştir.

Maddenin 3. fıkrasına temel hakların bir bütün olduğu, birbirini tamamladığı, devletin üç temel organını bağladığı hükmü eklenmiştir.

Maddenin 4. fıkrasıyla devletin temel hak ve hürriyetlerden herkesin etkili olarak yararlanmasını sağlayacak tedbirleri alma ve düzenlemeleri yapma yükümlülüğü olduğu hükme bağlanmıştır. Öte yandan madde ile devletin temel hak ve hürriyetlerin ihlâlini önleme yükümlülüğü düzenlenmiştir.

 

YÜRÜRLÜKTEKİ METİN

  1. Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması

Madde 13 – (Değişik: 3/10/2001-4709/2 md.)

Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.

 

ÖNERİ

  1. Temel hak ve hürriyetlerin üstünlüğü

Madde 13 – (Değişik: 3/10/2001-4709/2 md.)

Hürriyet esas, sınırlama istisnadır. Tereddüt halinde yorum hürriyet lehine yapılır.

Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.

 

Madde Gerekçesi

Madde 13

  1. maddenin “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” olan başlığı, “Temel hak ve hürriyetlerin üstünlüğü” şeklinde değiştirilmiştir. Böylece anayasal sistemimize hâkim olan felsefenin, sınırlama olmadığı, tam aksine temel hakların üstünlüğü olduğu vurgulanmıştır.
  2. maddeye ilk fıkra olarak “Hürriyet esas, sınırlama istisnadır. Tereddüt halinde yorum hürriyet lehine yapılır.” hükmü eklenmiştir. Bu hükmün eklenmesi de Anayasa düzenine hürriyetçi bir felsefenin hâkim olduğunu göstermektedir. Bu yenilikler emredici hüküm niteliğinde olduğundan yasama, yürütme ve yargı organlarıyla idarî makamları bağlar.

 

YÜRÜRLÜKTEKİ METİN

  1. Temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması

Madde 15 –

 

ÖNERİ

Temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının geçici olarak durdurulması

Madde 15 –

 

Madde Gerekçesi

Madde 15

“Temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması” başlıklı maddeye “geçici olarak” ifadesi eklenmiştir. Böylece temel hak ve hürriyetlerin ancak maddede belirtilen istisnaî hallerde geçici olarak durdurulabileceği açıkça vurgulanmıştır. Temel hak ve hürriyetlerin hangi gerekçeyle olursa olsun sürekli olarak durdurulamayacağı hükme bağlanmıştır. Bu, aslında Anayasanın 2. maddesinde yer alan insan haklarına saygılı, demokratik, hukuk devleti kavramlarının da gereğidir.

 

YÜRÜRLÜKTEKİ METİN

İKİNCİ BÖLÜM

Kişinin Hakları ve Ödevleri

 

ÖNERİ

İKİNCİ BÖLÜM

Kişinin Hakları ve Hürriyetleri

 

Madde Gerekçesi

İkinci Bölüm

İkinci bölümün başlığındaki “ödev” kelimesi çıkarılmış; bunun yerine “hürriyetleri” ifadesi eklenmiştir. Böylece ikinci bölümün başlığı “Kişinin Hakları ve Hürriyetleri” olarak düzenlenmiştir. Kişi haklarının ödev kavramıyla sınırlanması, otoriter bir anayasacılık anlayışının eseridir. Bu değişiklik, demokratik ve hürriyetçi bir anayasa düzeni yaratmak amacıyla yapılmıştır.

 

YÜRÜRLÜKTEKİ METİN

VII. Düşünce ve kanaat hürriyeti

Madde 25 – Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir.

Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.

 

ÖNERİ

VII. Düşünce, kanaat ve ifade hürriyeti

Madde 25 – Herkes düşünce, kanaat ve ifade hürriyetine sahiptir.

Her ne sebeple olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle suçlanamaz ve ayrımcılığa tabi tutulamaz.

Herkes, düşüncelerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hürriyetine sahiptir. Bu hürriyet, resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.

İfade hürriyetinin kullanılması; millî güvenlik, kamu düzeni, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, Devlet sırrı olarak kanunla düzenlenmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret ve haklarının korunması sebepleriyle sınırlanabilir.

 

Madde Gerekçesi

Madde 25

“Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” başlıklı 26. madde metinden çıkarılmış; “Düşünce ve kanaat hürriyeti”ni düzenleyen 25. madde, ifade hürriyetini de kapsayacak biçimde yeniden yazılmıştır. Bu maksatla 25. maddenin “Düşünce ve kanaat hürriyeti” olan başlığına “ifade” kelimesi eklenmiş; böylece başlık, “Düşünce, kanaat ve ifade hürriyeti” şeklini almıştır. Bu değişiklikle bireylerin dış âleme yansımayan, iç dünyalarında mevcut olan düşünce ve kanaatlerinin yanında, bireylerin dış âleme yansıyan, ifade edilen düşünce ve kanaatleri birleştirilerek aynı maddede koruma altına alınmıştır.

Aynı gerekçelerle 1. fıkraya “düşünce ve kanaat” kavramları yanında “ifade” kelimesi eklenmiş; böylece fıkra, aşağıdaki şekli almıştır:

“Herkes düşünce, kanaat ve ifade hürriyetine sahiptir.”

Maddenin 2. fıkrasında yer alan “amaçla” kelimesi çıkarılmıştır. Böylece kamu makamlarının keyfî olarak düşünce ve kanaat hürriyetini sınırlamaları engellenmiştir. Ayrıca aynı fıkrada yer alan “kınama” kelimesi çıkarılmıştır. Bu değişiklik, eleştiri hürriyetinin korunması amacını taşımaktadır. Bundan başka fıkraya “ve ayrımcılığa tâbi tutulamaz” ifadesi eklenmiştir.

Bütün bu değişiklikler neticesinde 2. fıkra, düşünce, kanaat ve ifade hürriyetine güçlü koruma sağlayan bir içeriğe kavuşmuştur.

Maddeye eklenen 3. fıkra, ifade hürriyetinin alanını düzenlemektedir. 26. maddenin ilk fıkrasında yer alan “kanaat” kelimesi, 25. maddenin 3. fıkrasına alınmamıştır. Metinden çıkarılan 26. maddenin ilk fıkrası, “kanaat” kelimesi hariç olmak üzere 25. maddenin 3. fıkrasıyla düzenlenmiştir.

  1. fıkra, ifade hürriyetinin hangi sebeplerle sınırlanabileceğini düzenlemektedir. 26. maddenin içerdiği sınırlama nedenlerinin önemli bir bölümü bu fıkraya alınmıştır.

 

YÜRÜRLÜKTEKİ METİN

VIII. Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti

Madde 26 – Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet Resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.

Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.

(Mülga fıkra: 3/10/2001-4709/9 md.)

Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.

(Ek fıkra: 3/10/2001-4709/9 md.) Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.

 

ÖNERİ

Mülga

 

YÜRÜRLÜKTEKİ METİN

  1. Basın ve yayımla ilgili hükümler
  2. Basın hürriyeti

Madde 28 – Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izin alma ve mali teminat yatırma şartına bağlanamaz.

(Mülga ikinci fıkra: 3/10/2001-4709/10 md.)

Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır.

Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın 26 ve 27 nci maddeleri hükümleri uygulanır.

Devletin iç ve dış güvenliğini, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü tehdit eden veya suç işlemeye ya da ayaklanma veya isyana teşvik eder nitelikte olan veya Devlete ait gizli bilgilere ilişkin bulunan her türlü haber veya yazıyı, yazanlar veya bastıranlar veya aynı amaçla, basanlar, başkasına verenler, bu suçlara ait kanun hükümleri uyarınca sorumlu olurlar. Tedbir yolu ile dağıtım hakim kararıyla; gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunun açıkça yetkili kıldığı merciin emriyle önlenebilir. Dağıtımı önleyen yetkili merci, bu kararını en geç yirmi dört saat içinde

Yorumlar(0)
Facebook hesabınızla yorum yapın:




Veya Facebook'a bağlanmadan yorum yapın:

Rumuz veya Ad/Soyad*

E-posta*
(E-posta adresiniz sitede görünmez)

Yorumunuz*



(Yukarıdaki güvenlik kodunu giriniz)
Yazarlar Yazarlar
Son YorumlarSon Yorumlar
Lig FikstürüLig Fikstürü

Bu sitede yayınlanan içerik izinsiz veya kaynak gösterilmeden kullanılamaz.